Aşırı Koruyucu Tutum Ne Demek?
Hadi itiraf edelim, aşırı koruyucu tutum bazen hayatımızda büyük bir yük gibi hissedilebilir. İzmir’in o sıcak yaz akşamlarında bile, biri size aşırı koruyucu bir tavır sergilediğinde, yaz sıcaklığını unutup biraz “boğulmuş” hissedebilirsiniz. Aşırı koruyucu tutum dediğimiz şey de tam olarak bu: Başkalarının hayatını, onların kararlarını, tercihlerine kadar her şeyini kontrol etmeye çalışma çabası. Ya da basitçe, herkesin “tam da şu anda” özgür olma hakkına sahip olduğunu unutup, kendi koruyucu kalemizi, sınırları biraz daha belirgin hale getirmemiz. Bu, biraz tuhaf bir şey gibi geliyor, değil mi?
Aşırı Koruyucu Tutumun Tanımı: Her Şeyin Fazlası Zarar
Aşırı koruyucu tutum, genellikle sevilen, değer verilen birinin güvenliğini sağlamak amacıyla, sınırları aşan bir davranış şekli olarak karşımıza çıkar. Yani, “seni seviyorum, o yüzden seni korumak istiyorum” minvalinde, kişinin kendi özgürlüğünü kısıtlayarak, sürekli onun adına kararlar almaya kalkmak. Bu, ister anne-baba tutumu olsun, ister bir partnerin kontrolcü tavırları, isterse arkadaş çevresindeki koruyucu yaklaşım olsun; sonuç değişmez: İnsanlara kendi hayatlarını yaşama şansı tanımamak.
Aşırı korumacılığın iyi niyetle yapıldığını kabul etmek zorundayım. Hani “ben sana zarar gelmesini istemiyorum” noktasında, aslında bir tür sevgi veya endişe var. Ama bir şeyin fazlası her zaman zarar verir değil mi? Yemek de çok yenirse, spor da çok yapılırsa, hatta… hatta sevgi de bazen bunaldırıcı olabilir. Biraz abartınca, insanların doğru kararlar alıp almadıklarını anlamadan, sürekli onları “koruma” ve “korunma” haline geçmek, en başta sevginin anlamını zedeler.
Aşırı Koruyucu Tutumun Güçlü Yanları: Ama Hadi, Ne Kadar Sürer?
Şimdi bu aşırı korumacılığın güçlü yönlerine bakmamız gerekirse, aslında ilk bakışta gayet mantıklı bir şey olduğunu söyleyebilirim. Herkesin bir rehber veya güvenli bir liman aradığı anlar vardır. Bu durum, özellikle çocuklar için çok geçerli. Onları hem fiziksel hem de duygusal açıdan korumak, hayatta kalmalarını sağlamak için doğal bir şey. Evet, ebeveynler çocuklarını aşırı koruyarak, onları zor durumlardan uzak tutmaya çalışıyor. Bir şekilde “her şeyin en iyisini” onlara sağlamak istiyorlar. Mesela, bir ebeveynin çocuğunu yolda yürürken durdurup, “Dikkat et, burası tehlikeli!” demesi çok normal. Ama dikkat edin, eğer bu aşırıya kaçarsa, çocuk bir süre sonra kendini dış dünyadan “yabancılaşmış” hissedebilir. Burada dengeyi kurmak lazım.
Buna benzer bir durum, iş hayatında da geçerli olabilir. İyi niyetli bir lider ya da yönetici, çalışanlarını korumak isteyebilir, onları her şeyin en iyi şekilde yapmalarına yönlendirebilir. Ama bir noktada “aşırı” olmak, çalışanların kendi yaratıcı düşünme kapasitelerini ve potansiyellerini engeller.
Aşırı Koruyucu Tutumun Zayıf Yanları: Her Şey Kontrol Edilemez
Şimdi işin çirkin tarafına geçelim. Aşırı koruyucu bir tutumun en büyük zayıf yanı, kişinin özgürlük ve bağımsızlık duygusunu öldürmesidir. İnsanların bir noktada kendi hatalarını yapmaları ve kendi deneyimlerinden ders çıkarmaları gerekir. Aksi takdirde, sürekli bir “baba-kız” ilişkisi gibi bir dinamizm oluşur. Kişi, kendi yolunu çizmeyi öğrenemez, sadece başkalarının onun adına çizdiği çizgiler içinde hareket eder.
Bunu İzmir sokaklarında yürürken fark ettim. Bir arkadaşım vardı, her konuda çok korumacıydı. En basit kararlarımı bile sorguluyor, sürekli “ne olur dikkat et” diyordu. Bir noktada, nereye gitsem, ne yapsam, bu “dikkat et” uyarılarından bunalıp, bana sadece bir soru sordum: “Peki ben nasıl karar verebilirim? Beni ne zaman bırakacaksın?” İnsan, bazen koruyucu olmaya çalışanların gölgesinde, kendi kimliğini kaybeder. Kendini ifade etmek, kendi yolunu bulmak her şeyden daha önemli.
Peki, Ne Yapmalı?
Aşırı koruyucu tutum bir yandan anlaşılabilir bir tutum olsa da, bir noktadan sonra insanları baskı altına almak, onların özgürlüğünü çalmak anlamına gelebilir. Bu durum, yalnızca bireylerin yaşam kalitesini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda sosyal ilişkilerin dengesini de alt üst eder. Şu soruyu kendinize sormak iyi bir başlangıç olabilir: “Birine yardım ederken, onun hayatını gerçekten daha iyi hale getiriyor muyum, yoksa sadece kontrol etmek mi istiyorum?”
Sonuç: Bunu Ciddiye Almalı Mıyız?
Aşırı koruyucu tutum, doğru yapıldığında sevgi ve güveni pekiştirebilir. Ancak, abartıldığında, bağımsızlık ve kişisel gelişim engellenmiş olur. Ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkileri, partnerlerin birbirlerine olan tutumları, hatta arkadaşlar arasındaki dinamikler, aşırı korumacılığın birer örneği olabilir. Ama burada soru şu: Bunu ne kadar sürdürebiliriz? Kişiler, kendi kararlarını vermeyi ve hayatlarını kendi başlarına şekillendirmeyi hak eder. Gerçekten sevmek, güvenmek ve bazen bırakarak insanların kendi yolunu bulmalarına izin vermek, belki de en büyük sevgidir.
Yani, aşırı koruyucu olmak ne kadar güzel olsa da, başkalarını aşırıya kaçmadan korumak, özgürlüklerine saygı duymak ve yaşam alanı tanımak daha doğru bir yaklaşım olabilir. Hem siz hem de karşıdaki insan, bunu daha sağlıklı bir şekilde hissedecektir.